Boşanma davası;

geniş bir tabirle, oluşturulmuş olan aile birliğini sonlandırmak anlamına gelmektedir. 4271 sayılı Türk Medeni Kanunu’nda hangi hallerde aile birliğinin sonlandırılacağı belirtilmektedir. Günümüzde boşanma davaları, iki farklı türde açılabilmektedir. İki tarafın anlaşması halinde, anlaşmalı boşanma neticesinde, her iki tarafta tek celsede boşanabilmekte ve aile birliğini sonlandırabilmektedir. Ancak bunun yanında, bir de çekişmeli olarak adlandırılan boşanma türü vardır. Bu dava oldukça uzun süren ve oldukça fazla hukuki bilgi isteyen davalar arasındaki yerini almıştır. Boşanma davaları için kanunda tahdidi olarak sayılan koşulların bulunması gerekmekte olup, zina, hayata kast, kişinin suç işlemeye eğilimli bir hayatının olması, evi terk etme, akıl hastalığının olması ve şiddetli geçimsizlik olması halinde, boşanma davasının koşulları oluşmuş demektedir. Uygulamada en sık rastlanılan çekişmeli boşanma davaları, şiddetli geçimsizlik nedenine dayalı olarak açılan davalardır.

Anlaşmalı ve Çekişmeli Boşanma

Anlaşmalı boşanma için öncelikli olarak 1 yıl evli kalma şartı aranmaktadır. Bu şartı taşıyan kişiler aralarında oluşturacakları bir protokolle boşanabilmektedir. Bu tür davalar aksi bir durum olmadıkça tek celsede sonuçlanmaktadır. aksi bir durum olmadıkça dava ile başvurunun yapılmasından sonra ortalama 1 hafta içinde duruşma yapılabilmekte ve boşanmaya karar verilebilmektedir. Her iki tarafın avukatı olsa dahi anlaşmalı boşanma davalarının duruşmasında eşler bizzat hazır bulunmak zorundadır. Hakim, eşlerden dosyaya evvelce sunulan protokolü onaylayıp onaylamadıklarını sözlü olarak soracak, eşlerin “onaylıyoruz” beyanı üzerine duruşmaya devam edecektir.

   Burada yanlış bilinen bir hususu belirtmekte fayda görüyoruz. Davadan önce protokolü imzalayan taraflar, o protokolle bağlı olduklarını düşünmekte ve eşlerden biri, “karşı taraf protokolü imzaladı ancak duruşmada vazgeçer mi? yahut protokolü imzaladım ancak sonradan vazgeçebilir miyim? Şeklinde sorular yöneltebilmektedir. Protokolü imzalayan taraf, duruşma anına kadar her safhada imzaladığı protokolden cayabilir. Duruşma esnasında Hâkime, protokolden caydığını beyan edebilir. Anlaşmalı boşanma davalarında gözardı edilen bir husus vardır ki o da evli çiftlerin velayet ve maddi konular dışında sadece boşanma konusunda anlaşmaya vardıkları zaman davayı anlaşmalı boşanmayla sonuçlandıracakları düşüncesidir.

  Ancak nafaka, velayet gibi sorunlu işlemler olduğu takdirde, kişiler kendi aralarında anlaşamamaktadır. yani eşler boşanma konusunda anlaşmakla birlikte 18 yaşın altında müşterek çocuk/lar varsa velayet konusunda, nafaka ve tazminat ödenip ödenmeyeceği konusunda, ev eşyalarının taksimi konusunda, taşınır-taşınmaz mal/lar var ise bunların ne şekilde pay edileceği konusunda anlaşamamaları halinde çekişmeli boşanma söz konusu olmaktadır. Eşlerin her konuda anlaşmış olması gerekmektedir. Hukuk büroları ve Avukatlar, eşler arasındaki protokole de yön verme konusunda önemli bir rol oynamaktadır. Zira çok önemsiz konular eşler arasında önemli bir hal alabilmekte ve eşler anlaşmaya yanaşmayabilmektedirler.

ÇEKİŞMELİ BOŞANMA DAVASI açmak isteyen kişiler ise,

bu konuda davanın uzun süreceğini bilmelidirler. Ancak doğru bir avukatla, bu davalar da oldukça kısa sürecek davalar arasında yerini alabilmektedir. Çekişmeli davalarda, tanık sayısının çokluğundan ziyade bizzat görgüye ve duyuma haiz olan tanıkların varlığı kısa sürede sonuç alınmasında etkin bir rol oynamaktadır. Ayrıca yazılı deliller varsa bunların tamamlanarak dosyaya kazandırılması da çekişmeli boşanma davasındaki yargılama sürecini hızlandıracaktır.

    Boşanma davası açmak için, adliyelerde bulunan tevzii bürolarına verilecek bir dilekçe yeterli olacaktır. Dilekçeyi vermeden önce, dava harç ve masraflarının da yatırılması gerekmektedir. Ancak burada, “verilecek bir dilekçe yeterli olacaktır” beyanından kastımız davanın bir dilekçe ile açılması zorunluluğundan dolayıdır. Yoksa “ben eşimden boşanmak istiyorum, anlaşamıyoruz, aramızda mizaç uyuşmazlığı var gibilerinden arzuhalci ağzı ile yazılan ya da yazdırılan dilekçenin yeterli olacağı asla kastedilmemiştir. Öyle ki “aramızda mizaç uyuşmazlığı var” diyerek boşanma davası açan bazı kişiler, “mizaç” kelimesinin boşanma davasında ne anlama geldiğini dahi bilmemektedir.

    Davanın tevzii edildiği mahkemenin duruşma günü vermeden önce ön inceleme yapması nedeniyle, davalara ilişkin cevap dilekçesi ve cevaba cevap dilekçesi gibi dilekçelerin önceden tamamlanması, davaların ön koşulu olmaktadır. Bu nedenle bu tür davalarda, hukuki bilgi sahibi olmak oldukça önemli olup, davayı kazanmak adına bir avukatla çalışmak daha doğru olmaktadır.