Boşanma Davalarında Eşlerin Hakları Nelerdir?

 İster kadın ister erkek olsun dava açmadan önce yasal haklarının neler olduğunu öğrenmeleri sonrasında yaşanabilecek hak kayıplarının önüne geçecektir. Boşanma Davalarında Eşlerin Haklarını bilmemesinden kaynaklanan hak kayıpları dava sürecinde veya dava sonuçlandıktan sonra öğrenilmekte buda telafisi zor durumların yaşanmasına sebep olabilmektedir. Olası hak kayıplarının yaşanmaması için hem erkek hem de kadınların ne gibi haklarının olduğunu ayrıntılı bir şekilde anlatmaya çalışalım.

Boşanma hukukunu düzenleyen Medeni Kanun, sanılanın aksine yalnız kadınların haklarını güvence altına almaz. Boşanmanın herhangi bir ayrım yapılmaksızın gerçekleşebilmesi Anayasamızın “Eşitlik” ilkesinin bir gereğidir. Hukuki olarak sahip olduğunuz haklardan en iyi şekilde yararlanabilmeniz için Boşanma Davalarında Eşlerin Hakları konusunu çok iyi bilmeniz gerekir.

Kadın ve Erkeğin Nafaka Hakkı:

Kanunlarda nafaka kararı verilirken cinsiyete bakılmaz. Ancak iştirak nafakasına ilişkin olarak uygulamada kadının nafaka talep etmesine daha sık rastlanılmaktadır. Yeni Medeni Kanun, önceki kanunda yer alan kocanın evi geçim yükümlülüğünde asli taraf olması hususunu yeniden düzenlemiş ve eşlerin güçleri oranında evin geçimine katkıda bulunmada birlikte yükümlü oldukları yönünde hüküm tesis etmiştir. Tedbir, yoksulluk veya velayet nafakaları boşanmaya sebep olan tarafın kusur oranına ve tarafların ihtiyaç durumlarına göre verilebilir. Nafaka hakkından bilinenin aksine sadece kadınlar yararlanmaz. Çocuğun velayeti babada kalmışsa çocuğun bakımına katkı sağlaması için karşı taraftan bu bakıma iştirak etmesi için nafaka talebinde bulunulabilir. Yine maddi bakımdan kadın daha güçlü durumda ise erkek kusurlu olmaması yahut kusurunun aynı derecede veya karşı taraftan daha az olması halinde iştirak nafakası talep edebilir.

Nafaka ödeyen taraf koşulların oluşması halinde nafakanın kaldırılması veya miktarın azaltılması için dava açılabilir. Nafaka alacaklısının sonradan çalışmaya başlaması ve gelir elde etmesi, tek başına nafakanın kaldırılması sebebi değildir. Hâkim, her olayın özelliğine göre bir değerlendirme yapacak, elde edilen gelirin asgari yaşam standartlarını sağlamaya elverişli bir gelir olup olmadığına bakacak ve buna göre bir karar verecektir. Bu tür durumlarda nafakanın azaltılması cihetine de gidilebilmektedir. Ayrıca şunu da belirtmeyi bir zorunluluk görüyorum. 3 kuruş nafakayı 1 kuruş indireceğim diye dava açmak ve bu sebeple masraf yapmak, tabiri caizse “astarı yüzünden pahalıya çıkmak” özdeyişine tam manasıyla oturan bir durum olacaktır.

 

Boşanma Davası Kadın ve Erkeğin Velayet Hakkı

Boşanma sonrası çocuğun kimde kalacağı, çocuğun menfaatleri gözetilerek hâkimin sahip olacağı kanaate bağlıdır. Çocuk dava içeriği ne olursa olsun kadında kalır şeklinde bir hüküm yoktur. Yine çocuğun cinsiyetine yahut yaşına göre anne de kalır ya da babada kalır şeklinde bir peşin hüküm kurmakta yanlıştır. Burada önemli olan çocuğun yaşamını hangi tarafın daha iyi sürdürebileceğine dair oluşan kanaattir. Yani asıl olan çocuğun menfaatidir. Babanın çocuğun geleceği adına daha iyi imkânlar sunacağı kanaati hâsıl olursa velayet babada kalacaktır. Bununla birlikte eşlerden birinin haysiyetsiz bir hayat sürmesi, madde bağımlılığı, bulaşıcı ve tehlikeli bir hastalığın varlığı, kendisine ve çevresine zarar verecek mahiyette psikolojik rahatsızlık gibi durumların mevcudiyeti halinde velayetin diğer tarafa verilmesi pek kuvvetle muhtemel olacaktır. Eşlerin velayet konusunda kendilerinden ziyade çocukların geleceğini düşünerek karar vermeleri daha doğru bir yaklaşım olacaktır.

Ebeveynler bu hakkı talep ederken şahsi hırs ve arzularının kurbanı olmamalı, sırf karşı tarafa zarar vermek amacıyla hareket etmemelidirler. Şu unutulmamalıdır ki böyle bir durumda asıl zarar gören ve başkalarının ihtirasının kurbanı olanlar, maalesef masum küçük çocuklar olmaktadır. Velayet kendisinde olan tarafın sonradan evlilik yapması, başlı başına velayetin karşı tarafa naklini gerektirir bir durum değildir. Yukarıda da belirttiğimiz gibi asıl olan küçüğün menfaatidir. Yapılan evlilik çocuğun menfaatlerini ihlal etmiyorsa bu durum dava sebebi yapılmamalıdır.

Kadın ve Erkeğin Tazminat Hakkı:

Maddi ve manevi tazminat hakkı her iki taraf içinde söz konusudur. Hangi taraf hak kaybı yaşamış ve maddi zarara uğramışsa bu zararla ilgili hem maddi hem de manevi tazminat davası açılabilir. Şahsi deneyimlerim ülkemizde boşanma davalarında hükmedilen tazminatların miktar itibariyle insanların beklentilerinin çok altında kaldığı yönündedir. Davada tazminat talep eden taraf bu hususu gözardı etmemeli ve çok büyük bir beklenti içine girmemelidir. Kusur miktarı maddi tazminatlarda, hak ihlalleri de manevi tazminatlar da verilen kararı etkileyecektir. Davanın ilk kim tarafından açıldığının bir önemi yoktur. Sırf karşı tarafı zarara uğratmak gayesiyle tazminat talep etmek, yargılamayı uzatan bir etken olacaktır. Tabiri caizse 3 lira için bu yola girmek yerine taraflar, bitmiş olan bir evliliği resmi olarak da bir an önce bitirmek amacına yönelmelidirler. Bazı durumlarda tazminat talebinin varlığı, karşı tarafın gerçekte boşanmayı istemesine karşın sırf bu maddi talep yüzünden mahkeme huzurunda boşanmak istemediği şeklinde gerçek iradesine uymayan beyanlarda bulunmasına sebebiyet verebilmektedir.

Kadın ve Erkeğin Mal Paylaşım Hakkı:

Mal paylaşımı konusunda 2002 yılında yapılan düzenleme ile aile içerisinde edinilen tüm mallar, farklı bir anlaşmalı paylaşım planı belirlenmemişse, ortak olarak paylaştırılır. Ancak yine her olay kendi içindeki şartlar dâhilinde incelenmelidir.

1 Ocak 2002’de 4721 sayılı yeni Medeni Kanun’un yürürlüğe girmesinden önceki dönemde yapılan evlilikler için mal ayrılığı sistemi benimsenmiştir. Yani bir evlilik 1 Ocak 2002’den önce başlamışsa ve evlilik sözleşmesi de yapılmamışsa, evliliğin bu döneminde eşlerin adına kayıt ettirdikleri mal varlıkları kimin adına kayıtlı ise onun olur. Bu dönemlerde evin geçimi erkekler tarafından sağlanır, kadınlar ise çalışmazdı. Evlilik içinde alınan mallar da genellikle erkek adına kayıt edilirdi. Bu dönemde kadınların, kocalarının mal varlığında hakkı bulunmuyor; ancak çalışarak evin geçimine katkıda bulunan kadınlar ile ziynetler veya ailesinin katkılarıyla vb. şekilde eşinin edindiği mala katkı yapılması hali bu kuralın istisnasını oluşturuyor. 2002 öncesi alınan mallar alan kişiye ait ve onun şahsi malı sayılmaktaydı. Bu durumun çalışmayan eşler üzerindeki olumsuz etkisi 2002’de yapılan yeni düzenleme ile kaldırılmıştır. 1 Ocak 2002’den sonraki malvarlıklarına edinilmiş mallara katılma rejimi uygulanacaktır. Kural olarak, 1 Ocak 2002’den sonra bir eşin edindiği mal varlığının değerinin yarısı diğer eşe aittir. Diğer eşin çalışıp çalışmaması önemli değildir.

Görüldüğü gibi Boşanma Davalarında Eşlerin Hakları kanunlarda kimseye haksızlık yapılmayacak şekilde düzenlenmiştir. Buna rağmen kişilerin herhangi bir hak kaybına uğramamaları için boşanma kararı verilmeden veya boşanma sürecinde haklarını en iyi şekilde öğrenmeleri gerekmektedir.